Gece Çöktü Haydarpaşa’ya

İstanbul’a gece en güzel şekilde, denize kıyısı olan semtlere çökerdi.

Önce güneş batar, sonra ay yavaş yavaş semaya süzülürdü. Ay göğe tam anlamıyla yükseldiğinde ise, hele bir de dalgalı bir deniz varsa, sudaki şavkı görülmeye bile değil; saatler boyunca izlenmeye değerdi!

Haydarpaşa Tren Garı, atıl durumdaki çürüme ruhuna rağmen geceyi en güzel karşılayan yerlerden birisiydi. İlk olarak çatısı yanmış, sonra restorasyon ve hızlı tren seferlerine adaptasyon süreci nedeniyle kısa süreliğine kapatıldığı açıklanan Haydarpaşa’da tren düdüğü duyulmayalı yıllar oluyordu… Yıllar, rayları paslandırmalarının haricinde bir de evsizlere durak belletmişti Haydarpaşa Tren Garı’nı.

Kimisi üçerli dörderli gruplar halinde, kimisi ise tek başına bir köşede takılırdı. Bazen gelip geçici simalar olurdu; kimsenin tanımadığı simalar. Sadece bir geceliğine kalan, kimseyle konuşmayan… Birbirinin işine karışmamayı öğrenecek kadar toplumdan dışlanmış olan bir gruptu Haydarpaşa gececileri. Öyle ya; mahremiyetin kıymetini en çok, önemsenmeyecek kadar basit sırları olanlar bilirdi: Çok önemli bir sırrın varmış gibi yapıp, onu gizlersen; hak etmediğin halde bir öneme kavuşursun.

Gizli bir sözleşme vardı gececilerin arasında. Suya sabuna dokunmayan bazı muhabbetler, gündüz sokaklar arşınlanırken denk gelmiş bazı televizyon yayınlarındaki gelişmeler, toplumsal hareketliliklerin olduğu dönemde eylem izlenimleri paydaş edilirdi ateşin etrafında. İçlerini ısıtan şeyin ateş değil de aralarındaki samimiyet olduğunu hepsi bilirdi ama bunu itiraf edemezlerdi. Bazısı ailesiyle, bazısı çeşitli gruplarla, bazısı toplumsal statülerle ve daha birçok şeyle bağ kurup da dışlandıklarından olsa gerek bağ kurmaya karşı ciddi problemleri vardı.

– Hey gidi hey… İstanbul’a ilk kez burada ayak basmıştım…

Asım Abi’nin muhabbeti hep böyle başlardı. 60’lı yaşlarında, sakalları neredeyse göbeğine kadar inen ve hep aynı yeşil parkayı giyen bir adamdı Asım Abi. Kimisi onun için siyasi tutukluyken firar etmiş derdi, kimisi İstanbul’a iş için gelmiş ama bir süre sonra borçları yüzünden kafayı yemiş derdi. Doğruları kimse bilmezdi. O kadar uzun yıllar geçmişti ki, doğru hikayeyi Asım Abi bile unutmuştu.

Ateşin etrafındaki diğer dört kişi, en az otuz kez aynı şekilde başlayan muhabbeti dinlemişti. İstanbul’a ilk kez Haydarpaşa’dan adım attığını anlatırdı Asım Abi. Sonra bir şekilde, köyde bıraktığı ailesinden başlarda gelip de sonra kesilen mektuplarına uzanırdı sohbet. Bir sefer, muzip bir genç olan Hüseyin “Trabzon’dan mı gelmiştin abi?” diye soracak olmuştu da; Asım Abi günlerce konuşmamıştı grupla. Hüseyin’in bu duruma yorumu ise, “En azından Trabzon’dan tren olmadığını bilecek kadar bilinci yerindeymiş…” olmuştu…

Ancak yanlış geceydi. Ateşin etrafındaki grubun canı sıkkındı. Binde bir de olsa, böyle olurdu. Asım Abi muhabbete kimsenin ortak olmayacağını anlayınca susardı. Nitekim gene sustu, ateşe bakarak durdu. Ellerini ısıttıktan sonra birbirine sürterek konuştu:

– İçimi kararttınız be! Ben gidip bir kenara kıvrılacağım…

Yavaş, ağır adımlarla ateşten uzaklaşıp kendi kağıt arabasını koyduğu köşeye doğru seğirtti. Bugün kağıt toplamaya çıkmamıştı. Avare avare dolanmıştı Kadıköy’de… Bir ara Moda’ya doğru gidecek olduysa da, yaşlı bedeni isyan etmişti. Arabasının yanındaki yorganına yaklaştığında yorganın üstünde bir karartı fark etti. Ateşin etrafındaki suskunluğun yarattığı can sıkıntısını çıkarma umuduyla sert bir tonda seslendi.

– Şşşt, kalk yerine git. Burası benim!

Yorganın üstündeki karartı, istifini bozmamıştı. Ayağıyla karartının bilek kısmını hafifçe dürttüğünde aynı sözü tekrarlamışsa da gene bir cevap alamamıştı. Nedense gereğinden fazla öfkelenmiş bir halde eğilip yorganın üstündeki adamı sarsmaya çalıştı.

Başarılı olamadı zira üzerindeki toprak rengi ceketten sıyrılmış bileğinden tutup kaldırmaya çalıştığı adamın teninin garip bir soğukluk taşıdığını anlar anlamaz bırakmıştı.

Adam ölüydü.

Onun patırtısına koşturan ahaliden birisine tutunarak ayakta kalabildi ihtiyar. “Çabuk… Polisi falan arayın, bir şey yapın…” diye mırıldanabildi.


> Olay yerine intikal et.

Advertisements